Hayat branşı yeniden mi doğuyor?

Zeynep Turan Stefan 01 Mayıs 2018, 17:35

 

“Sigorta sektörünün teknolojik yolculuğu” olarak adlandırabileceğimiz InsurTech, hayat sigortasının ihtiyacı olan enerjiyi vermek için devreye giriyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ve finansal derinleşme sürecini henüz tamamlayamamış piyasalarda küçük bir ekip tarafından kolaylıkla uygulanabilecek bu yöntem, sektördeki dengeleri değiştirebilir. Ve piyasanın yeni kuralı olan “hızlı balık”, “büyük balığı” alt edebilir.

Hayat sigortası poliçeleri Euro bölgesindeki krizin sonrasında ciddi bir kârlılık krizine girmişti. Günümüzde de halen etkilerini gördüğümüz iktisadi daralma sonrasında sigorta şirketleri hayat portföylerini, taahhüt ettikleri getirileri poliçe sonunda sağlayamayacaklarını gördüklerinden ellerinden çıkarmak için sıraya girdi. Düzenleyici kurumlar ise poliçe devirlerini yasaklayamadıklarından, portöylerinin başka şirketlerce devralınmasının tercih ettikleri bir uygulama olmadığını ifade etmekle yetindi. Bu olumsuz finansal ortam, hayat sigortası alanında penetrasyonu düşürmekle kalmadı, hane halkı diye adlandırdığımız sıradan kişilerin sahip olması gereken ancak olmadıkları-olamadıkları güvence açıklarını da dramatik bir şekilde artırdı.
2017 rakamlarına göre Amerika Birleşik Devletleri’nde hane halkının sahip olduğu ve sahip olması gereken güvence değerleri arasındaki fark 21 trilyon dolara ulaştı. Bu, aile başına 400 bin dolar demek. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan bir ailenin gerçekleşebilecek risklerin maliyeti ile sahip oldukları sigorta teminatı değeri arasındaki fark 400 bin dolar.
Araştırmalar, ailenin geçimini büyük oranda karşılayan anne veya babanın ani bir şekilde hayata veda etmesi durumunda Amerikan ailelerinin yüzde 58’inin sadece birkaç ay yaşam maliyetlerini ödeyebilecek kadar birikime sahip olduklarını ortaya koyuyor. Bu durum, 19 trilyon dolarlık ekonomisiyle dünyanın en büyüğü olan Amerika Birleşik Devletleri için çok trajik bir tablo.
Sosyal devlet modeli daha çok öne çıkan Avrupa Ekonomik Bölgesi’ndeki (European Economic Area) durum da çok farklı değil. Toplam teminat açığı 17 trilyon dolar değerinde ve her geçen yıl artıyor.
Yaklaşık 10 yıldır hayat sigortası sektörü; değişken piyasalar, düşük faiz gelirleri, düzenleyici kurumların artan baskısı, mevcut veya potansiyel müşterilerinin değişen demografik yapısı ve yatırım alışkanlıkları gibi, etkileri kapsamlı risklerle baş etmeye çalışıyor. Yani hayat portföyünün daralmasında ekonomik krizin yanında hedef kitledeki demografik değişimler de rol oynuyor.
Bu olumsuz ortamı, yaşam süresinin sağlık sektöründeki gelişmelerle birlikte artması, sosyal güvenlik sistemlerinin artan nüfus ve yaşam süresi gibi temel değişimlere uyum sağlayamaması, iş güvencesinin artık neredeyse hiçbir sektörde olmaması ve gelir dağılımı eşitsizliğinin her geçen gün yaygınlaşması gibi olumsuz faktörler de kötüleştiriyor.

Çözüm teknolojide

İşte bu kritik konjonktürde, sigorta sektörünün teknolojik yolculuğu olarak adlandırabileceğimiz InsurTech, hayat sigortası sektörünün ihtiyacı olan yaşam enerjisini vermek için devreye girmiş durumda. Sektörün değişen müşteri istekleri doğrultusunda gelişimini ve süreçlerindeki maliyet optimizasyonunu sağlayamaması, dolayısıyla elde edilebilir fiyatlarla ürünlerini satamaması ve standart ürün kavramından müşteriye özel ürün kavramına geçememesi gibi faktörler, InsurTech ile hayata geçirilebilecek bir modelle tamamen online, kullanımı kolay ve kişiselleştirilebilecek bir sigortalanma deneyimine dönüşebilecek.
Sigorta teminatına sahip olmanın ilk adımı olan müşteriye ulaşım, bu modelde her kanaldan sağlanabiliyor. Teknik süreç, InsurTech yardımıyla tamamen otomatize edilmiş durumda. Anlık sigortalama ve fiyat hesaplaması yapabilen algoritmalarla 1 yılda 6 milyona yakın sigortalanma talebi otomatik olarak cevaplanabiliyor. Bu, günde yaklaşık 16 bin 500 talebin cevaplanabilmesi demek ki, standart bir şirkette bunun sağlanabilmesi için ilgili departmanda yüzlerce çalışanın görev yapması gerekiyor.
Müşteri, poliçesine istediği her kanaldan ulaşabiliyor. Ürünler müşteri ihtiyaçlarına göre farklılaştırılabiliyor. Dolayısıyla standart bir hayat poliçesi yüzlerce farklı kombinasyonla müşteriye sunulabiliyor.
Ürünlerin içeriği olabildiği kadar sadeleştirilmiş ve eğitilmiş bir satış gücüne ihtiyaç bırakmayacak kadar açık bir yapıya sahip. Müşterinin hasar anında şirkete ulaşması da yine otomatize edilmiş süreçlerle destekleniyor. Hasar anında, hasarın türüne göre otomatik cevaplama sistemleri veya ürün konusunda bilgilendirilmiş çağrı merkezi devreye giriyor.
Bu kadar otomatize edilen ve süreç kalitesi artırılan bir ürün için bir sonraki aşama markalaşmaya gerek duyulmaması. Dolayısıyla bir sigorta şirketi -ki günümüzde Avrupa piyasasında uygulama bu yönde- direkt müşteriye (B2C)ulaşma yerine, portföyü olan bir kuruma (B2B) ulaşabilir ve ürettiği poliçe üzerine aracı kurumun logosunu koyarak üretim yapabilir. Hayat sigortasında devrim olarak niteleyebileceğim bu model sağlık sigortasında veya elementer branşta da uygulanabilir.
Türkiye gibi gelişmekte olan ve finansal derinleşme sürecini henüz tamamlayamamış piyasalarda küçük bir ekip tarafından kolaylıkla uygulanabilecek bu yöntem, sektördeki dengeleri değiştirebilir. Ve piyasanın yeni kuralı olan “hızlı balık”, “büyük balığı” alt edebilir. İlk kim uygulayacak merakla bekliyorum.

Diğer Yazıları