Üçüncü basamak, ikinci emeklilik, ikinci bahar...

Ali Savaşman 13 Kasım 2014, 12:28

 

Sosyal güvenlik politikası gereği sistematik olarak sonlandırılan “ikinci basamak” uygulamasını yeniden hortlatmanın kimseye faydası olmayacaktır. Özellikle emeklilik şirketleri bundan çok büyük zarar görecektir. Doğru kurgulanmış bir “ikinci emeklilik” kavramı gerek çalışan, gerek işveren, gerek emeklilik şirketleri gerekse devlet açısından faydalı olacaktır...

****

Yaz sonundan itibaren ülkemiz tarihinde yeni bir dönem başladı: Cumhurbaşkanını bundan böyle halk seçiyor. Demokratikleşme yolunda atılmış olumlu bir adım, lakin konumuz bu değil. Konumuz, yeni kuruyan 62’nci hükümetin programında yer alan ve tüm çalışanları ve sosyal güvenlik sistemini etkileyecek olan bir kavram...

62’nci hükümetin programı açıklanırken, zorunlu olan kamu emeklilik sisteminin emeklilere yeterli faydayı sağlayamamasından yola çıkılarak “ikinci emeklilik” denilen bir kavram ortaya atıldı. Konu hakkında bilmeyenlere özet bilgiler vermek ve kendi yorumlarımı paylaşmak istiyorum. İsterseniz önce zorunlu devlet güvencesiyle başlayalım...

 

Zorunlu devlet güvencesi: Kamu emeklilik sistemleri

Devlet tarafından yönetilen ve kişinin çalışmaya başladığı andan itibaren katılımının zorunlu olduğu, işverenin de çalışan adına prim ödediği emeklilik sistemleri literatürde “birinci basamak” olarak nitelendiriliyor. Burada gelirlerin giderleri karşılayamama durumu söz konusu olduğunda, devlet sistemi desteklemek zorunda. Geldiğimiz noktada SGK’nın sağladığı emekli aylığı yeterli olmuyor. Bunun temel sebebi, sosyal güvenlik açıklarının kapatılabilmesi için aylık bağlama oranlarının 2003 yılından itibaren sistematik bir şekilde azaltılması. 2008 ve 2013 yılları arasında da bu azaltımlar devam etti.

 

İşyeri bazlı emeklilik sandıkları

Genelde devlet kendi memurlarına, özel sektörde çalışan işçi statüsündekilerden daha fazla fayda sağladığı için (4A, 4B ve 4C kavgaları bu yüzden) nitelikli işgücüne ihtiyaç duyulan bankacılık, sigortacılık, mühendislik gibi alanlarda, işverenlerin önayak olmasıyla çalışanlara ek bir fayda sağlamaya yönelik mesleki emeklilik programları geliştirildi. İşte bunlara da “ikinci basamak” diyoruz.

İkinci basamak, işverene belli sorumluluklar yükleyen emekli ve munzam sandıkları şeklinde yapılandırıldı. Sandığın ekonomik koşullar yüzünden zarar etmesi ve mensuplarına olan yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda, işveren bu zararı karşılamayı taahhüt ediyor. Yani birinci basamaktaki devletin rolünü işveren kendi üzerine almış oluyor.

Ekim 2008 itibarıyla uygulamaya giren Sosyal Güvenlik Kanunu (SGK) ile ikinci basamak sistemli olarak ortadan kaldırılmaya başladı.

 

Bireysel emeklilik sistemi

Konunun bir de üçüncü ve son basamağı var ki hepimiz 11 yıldır bu konuya aşinayız: Bireysel emeklilik sistemi (BES). Bu konuya değinmeden önce emeklilik programlarının nasıl çalıştığına dair kısa bir bilgi paylaşmam gerekiyor...

Emeklilik programları “belirlenmiş fayda” (defined benefit) ve “belirlenmiş katkı (defined contribution) olarak iki farklı şekilde uygulanıyor.

Belirlenmiş fayda programlarında kişi emekli olduğunda alacağı emekli maaşını önceden belirliyor, emekliliğe kalan süreye bağlı olarak da ne kadar prim ödeyeceğini programın yükümlülüğünü üstlenen kurum kendisine söylüyor. Genelde kamu emeklilik sistemleri bu şekilde çalışıyor ve tüm yükü devlet kendisi üstleniyor.

Belirlenmiş katkı programlarında ise kişiye, ödediği katkı tutarı, ödeme yaptığı süre ve ödediği katkıların getirisine bağlı olarak süre sonunda elde ettiği tutar üzerinden emekli aylığı bağlanıyor. Bireysel emeklilik sistemi dediğimiz özel emeklilik sistemleri de bu esasa göre çalışıyor.

Konunun uzmanı olduğunu düşünen biri, köşesinde hükümet programındaki “ikinci emeklilik” ifadesini “ikinci sütun” olarak işlemiş. Beyefendi o kadar konunun uzmanı(!) ki İngilizce terminolojideki “second pillar”ın ülkemizde ikinci basamak” olarak nitelendirildiğinden bihaber.

İkinci basamak olarak ifade edilen işveren bazlı emeklilik uygulamasından pek çok işveren kaçacaktır, çünkü hiçbir işveren ek bir külfet altına girmek istemeyecektir. Ayrıca biraz önce de belirttiğim gibi 2008’den beri sosyal güvenlik politikası kapsamında sistematik olarak bu uygulama kaldırılıyor.

Peki bu durumda ikinci emeklilik ifadesinden ne anlamalıyız?

Eğer çalışanın katılımının zorunlu kılındığı, işverenin ve devletin de zoraki katkı ödediği, katkıların devlet tarafından yönetildiği bir sistem olacaksa akıbeti geçmişteki zorunlu tasarrufu teşvik veya konut edindirme yardımı uygulamalarından farklı olmayacaktır.

Emekliliğin finansmanıyla ilgili işlevini yitirmiş ikinci basamak yerine, 2003 yılından beri uygulanan sosyal güvenlik politikalarının gereği üçüncü basamakla devam edildiği aşikar.

Tahminim odur ki emeklilik şirketlerinden Hazine’ye ısrarla iletilen, “Her işe başlayan otomatik olarak BES’e işveren katkılı olarak dahil edilsin” talebi, 62’nci hükümet programında ikinci emeklilik olarak dile getirildi. Konuya ikinci sütun” kadar uzak olanların beklentisi doğrultusunda, sosyal güvenlik politikasının gereği sistematik olarak sonlandırılan ikinci basamak uygulamasını yeniden hortlatmanın kimseye faydası olmayacaktır. Özellikle emeklilik şirketleri bundan çok büyük zarar görecektir.

BES bağlantılı başlatacağı cesur uygulamayı farklılaştırmak, vatandaşta emeklilik bilinci yaratmak ve katılımı teşvik etme amaçlı olarak “ikinci emeklilik” ifadesinin kullanıldığını düşünüyorum.

Bu şekilde organize edilecek yeni bir oluşum, çalışanlar açısından emeklilikte ek gelir, işveren açısından sadık çalışanlar, emeklilik şirketleri açısından büyüyen fonlar ve azalan kişi başı maliyetler, devlet açısından da azalan sosyal güvenlik yükü olarak geri dönecektir.

Dilerim, ikinci emeklilik her emekliye “ikinci bahar”ı yaşatsın.

Diğer Yazıları